ÖLÜNÜN ARDINDAN YAPILACAK AMELLER

İslam dinine göre bir Müslüman ölünün ardından yapması gereken amelleri sizler için derledik.

İşte 7 başlıkta ölünün ardından yapılacak ameller…

Âyet-i kerîmede bildirildiği üzere, mü’minler kardeştir.[1] Bu kardeşliğin, mü’minlere yüklediği mühim vecîbelerden biri de, vefât eden din kardeşlerine karşı son vazifelerini îfâ etmektir. Yani Cenâb-ı Hakk’ın ahsen-i takvîm üzere yaratıp tekrîm ettiği, mahlûkâtın en şereflisi kıldığı insanı, insanlık şeref ve haysiyetine yaraşır şekilde, edep ve îtinâ ile yıkayıp kefenleyerek en güzel bir şekilde defnini gerçekleştirmektir.

Nitekim Resûlullah Efendimiz hadîs-i şerîflerinde, Müslümanların birbirleri üzerindeki bazı haklarına şöyle dikkat çekmişlerdir:

“Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı beştir:

Selâm almak, hasta ziyaret etmek, cenâzenin arkasından yürüyüp (namazını kılmak ve defniyle meşgul olmak), davete icâbet etmek ve aksırana «يَرْحَمُكَ اللّٰهُ : Allah sana merhamet eylesin!» demek.” (Buhârî, Cenâiz, 2; Müslim, Selâm, 4)

“Müslümanın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır:

Karşılaştığın zaman selâm ver, seni dâvet ederse git, senden nasihat isterse nasihat et, aksırdığında Allâh’a hamd ederse, «يَرْحَمُكَ اللّٰهُ» de, hastalandığında onu ziyaret et, öldüğü zaman cenâzesinin ardından git.” (Müslim, Selâm, 51- TECHÎZ, TEKFÎN VE TEŞYÎ[2]

Vefât eden din kardeşimizin cenâze namazını kılmak ve onu kabre defnetmek farz-ı kifâye,[3] diğer hizmetler ise sünnet ve müstehab[4] kılınmıştır. Şayet bu vazifeler ihmâl edilirse, bütün bölge halkı farzı terk etmiş sayılarak günahkâr olur.

Resûlullah Efendimiz, cenâzenin techîzine dâimâ ihtimam göstermişler,

bu vazifeyi yapan kimselerden de ölüyü güzelce yıkayıp kokulayarak kefenlemelerini istemişlerdir. Bu vazifenin ehemmiyetini ifâde sadedinde şöyle buyurmuşlardır:

Ölüyü yıkayıp da onda gördüğü hoş olmayan hâlleri gizleyen kimseyi Allah Teâlâ kırk kere bağışlar. Ölüyü kefenleyene ipekten yapılmış Cennet elbiseleri giydirir. Kabir kazıp ölüyü defnedene, bir fakiri kıyâmete kadar kalacağı bir eve yerleştirmiş gibi ecir verir.” (Hâkim, I, 506/1307)

Bir kimsenin tekfîni esnâsında dikkat edilmesi gereken bir husus da, insanın hayatta iken rahatsızlık duyacağı şeyleri vefât etmiş kişiye de edeben yapmamaktır. Meselâ meyyit çok sıcak veya çok soğuk suyla yıkanmamalıdır.

Bunun yanında cenâzenin techîz ve tekfîni, israf ve cimriliğe kaçmadan, vasat bir şekilde yapılmalıdır.

Hazret-i Câbir şöyle anlatıyor:

Bir gün Resûlullah Efendimiz bir hutbe îrâd ettiler. Hutbede, ashâbından vefât etmiş ve kifâyetsiz bir kefene sarılıp geceleyin defnedilmiş bir zâttan bahsettiler. Sonra üzerine namaz kılınabilmesi için, mecbur kalınmadıkça cenâzenin geceleyin gömülmesini yasakladılar. Daha sonra da şöyle buyurdular:

«Biriniz kardeşini kefenlediği zaman, kefenini güzel yapsın!»” (Müslim, Cenâiz, 49; Ebû Dâvûd, Cenâiz, 29-30/3148; Nesâî, Cenâiz, 37)

Yine Efendimiz şöyle buyurmuşlardır:

Beyaz renk elbise giyiniz. Çünkü beyaz elbise, temiz ve daha hoş görünümlüdür. Ölülerinizi de beyaz kefene sarınız!” (Tirmizî, Edeb, 46/2810)

Ayrıca Peygamber Efendimiz, cenâzenin fazla bekletilmeyip bir an evvel defnedilmesi hususunda şu tavsiyede bulunmuşlardır:

Cenâzeyi süratli taşıyın. Eğer o iyi biriyse, bu onun için bir hayırdır; onu bir an evvel kabirdeki hayır ve sevâbına kavuşturmuş olursunuz. İyi biri değilse, bu da bir şerdir; onu çabucak omuzlarınızdan atmış olursunuz.” (Buhârî, Cenâiz, 51; Müslim, Cenâiz, 50, 51)

Resûlullah Efendimiz’in bu husustaki tâlimâtına rağmen, bazı yerlerde cenâze namazına yetişebilmek adına mevtânın bekletildiği görülmektedir. Hâlbuki aslolan, mevtâyı kesinlikle bekletmeyip hemen defnetmektir. Zira cenâze namazı, daha evvel ifâde ettiğimiz gibi, farz-ı kifâyedir.

Hazır bulunan cemaat namazı kılar, yetişemeyenler de geldiklerinde, isterlerse kendileri yeniden kılabilirler.[5] Ayrıca gelemeyenlerin, bulundukları yerde gıyâbî cenâze namazı kılmaları da mümkündür.

Ancak cenâzenin otopsi vb. zaruret sebebiyle bekletilmesi gerekiyorsa, o zaman morga konulabilir. Lâkin zaruret olmadan morga veya soğuk depolara koymak, cenâzeye eziyet hükmüne girer.

Kabrin başına taş koymak, yerini belli etmek câizdir. Muttalib bin Ebî Vedâa şöyle anlatır:

Osman bin Maz’ûn vefât ettiği zaman, cenâzesi Medîne’den dışarı çıkarıldı ve gömüldü. Osman, muhâcirlerden ilk vefât eden kimse idi. Resûlullah Efendimiz, bir adama Osman için bir kaya (getirerek mezar yerini belli etmesini) emrettiler. Adam (bir taş aldı, fakat) taşımaya güç yetiremedi. Resûlullah bizzat gidip kollarını sıvadılar (taşı kendileri aldılar).”

Râvî der ki:

Sanki ben, kollarını sıvadığı sırada Resûlullâh’ın o mübârek kollarının beyazlığını görür gibiyim.

Sonra kayayı getirip Osman’ın baş tarafına koydular ve:

«–Bununla, kardeşimin kabrini tanır ve bulurum. Ailemden ölenleri de bunun yanına gömerim.» buyurdular.” (Ebû Dâvûd, Cenâiz, 57-59/3206. Bkz. İbn-i Mâce, Cenâiz, 42)

Peygamber Efendimiz Hudeybiye Umresi için Mekke’ye giderken Ebvâ’ya uğramışlardı:

Şüphesiz Allah Teâlâ Muhammed’e annesinin kabrini ziyaret etmesi için izin verdi!” buyurdular.

Sonra yanına varıp kabri güzelce düzelttiler ve yanında ağladılar. Resûlullah ağladığı için Müslümanlar da ağladılar. Daha sonra niçin böyle yaptığı sorulduğunda ise şöyle buyurdular:

Annemin bana olan şefkat ve merhametini hatırladım da onun için ağladım.” (İbn-i Sa‘d, I, 116-117. Ayrıca bkz. Müslim, Cenâiz, 105-108)

Kabri düzgün yapmak; İslâm’ın emrettiği, işini sağlam ve nezâketle yapma esâsının bir gereğidir.

Nitekim oğlu İbrahim’in kabri örtüldüğü zaman Resûlullah kabrin yanında bir taş kadar yerin düzgün olmadığını gördüler. Bir taraftan orayı mübârek elleriyle düzeltirken bir yandan da şöyle buyuruyorlardı:“Sizden biriniz, bir iş yaptığı zaman, onu sağlam yapsın! Çünkü böyle yapmak, acıya uğrayan kişilerin gönlünü tesellî eden hususlardan biridir!” (İbn-i Sa‘d, Tabakāt, I, 141-142)

Diğer rivâyete göre Resûlullah Efendimiz, oğlu İbrahim’in kabrinin kenarındaydılar. Lâhitte bir açıklık gördüler. Mezar kazan kişiye orayı düzlemesi için biraz çamur verdiler ve şöyle buyurdular:

Bunun ölüye ne zararı ne de faydası olur; lâkin (kabrin düz olması) dirinin gözünü aydın eder, onu mesrur ve memnun eder!” (İbn-i Sa‘d, Tabakāt, I, 142, 143; Belâzurî, Ensâbu’l-Eşrâf, I, 451)

Toprağı sağlamlaştırmak için kabrin üzerine su serpmekte bir beis yoktur. Oğlu İbrahim gömüldüğü zaman, Resûlullah Efendimiz:

Bir kırba su getirecek kimse var mı?” diye sordular.

Ensârdan bir zât hemen bir kırba su getirdi.

Resûlullah o zâta:

Onu İbrahim’in kabrinin üzerine serp!” buyurdular. (İbn-i Sa‘d, Tabakāt, I, 141)

Resûlullah, bir taş getirilmesini emrettiler. Taş, Hazret-i İbrahim’in kabrinin başına dikildi.[6] Kabrinin üzerine ilk defa su serpilen de, o oldu.[7]

Kabrin uygun bir yerine ağaç dikmek ve etrafını yeşillendirmek de güzel görülmüştür. Nitekim bir hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere Resûl-i Ekrem Efendimiz, iki kabrin yanından geçerken o kabirlerde bulunanların azap gördüğünü haber vermişlerdi. Sonra da yaş bir hurma dalı istemiş, o dalı ikiye ayırıp bunları kabirlerin başına birer birer dikmişler ve:

Kurumadıkları müddetçe onların azâbını hafifletmeleri umulur.” buyurmuşlardı. (Müslim, Tahâret, 111)[8]

Hadîste geçen, «kurumadıkları müddetçe» ifâdesi, o dalların yaş kaldıkları müddetçe tesbih ettiklerine işaret etmektedir. Nitekim âlimlerimiz şöyle demişlerdir:

Kabirlere ağaç dikmekten ve orada Kur’ân-ı Kerîm okumaktan oradaki mevtâ istifâde eder. Bir ağaç dikmek bile ölülerin azâbını hafifletirse, bir mü’minin Kur’ân okumasından kim bilir ne kadar istifâde ederler? Ölüye hediye edilen şeyin sevâbı da kendisine ulaşır.»” (Kurtubî, X, 267)

 

Beğen  
Yazar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir